11 Kasım 2013

Artık bir marka olarak, Candy Crush!

   İnternet,sosyal medya, kolay erişilebilirlik derken bu yoğun etki, farklı ihtiyaçlar(!) doğurmaya başladı.Teknoloji ürünlerinin hayatımızı olması gerektiğinden fazla etkiliyor oluşundan fazlaca rahatsızlık duyan biri olarak, bu gelişmeyi yorumlamak pek eğlenceli olmayacak :) 

Artık bir çok ihtiyaca yanıt veren 'havalı' işletim sistemlerine sahip akıllı cihazlar, zaruri ihtiyacımız olma yolunda gayretle ilerliyor. Ve bu ilerlemenin sessiz bir bağı, son dönemlerde sıkça duyduğumuz yeni gözde, 
Candy Crush! 

Evet duymayan kalmadı o şeker oyununu. Ama bir hatırlatmayla giriş yapmak istiyorum. Verilen süre doğrultusunda aynı olan şeker üçlüsünü bir araya getirmeye çalışarak puan kazanıyor, seviye atlayarak ilerliyorsunuz. Kolay bir zeka oyunu fakat bağımlılık konusunda çok güçlü.
 
Kimi zaman sohbet etme ümidiyle bir araya geldiğimiz arkadaşımızla aramıza girdi, kimi zaman evde bir şeyler anlatmaya çalıştığımız kardeşimizle... Öyle bir duruma geldi ki, gecenin bir vakti birileri sizi aradı ve 'can isteme' diye adlandırdıkları işlemi her halükarda gerçekleştirebilme ümidiyle size en sevimli ses tonlarıyla seslendiler.

   Öyle bir duruma geldi ki, gözlerini kapattıklarında gruplandırıp patlattıkları şekerleri görür oldular.
Oyunun müdavimleri, bir araya geldiklerinde kaçıncı seviyede olduklarını, ilerlediklerinde kendilerini bekleyen sürprizlerin neler olabileceğini tartışmaya başladılar.

   Çok sevildi, oynandı, yayıldıkça yayıldı ve büyüdü. Ciddi anlamda büyüdü ve Candy Crush artık büyük bir marka oluyor! 
Şahsımca çok yerinde bir adım. Peki neden? Çünkü Candy Crush bir şekerleme markası olmadan önce adını duyurup,markasını tanıtıp 'oyun' olarak  müthiş bir pazar araştırması konumunda oldu. 'Tutundurma' dediğimiz sürece, yeni bir isim,bilinen bir isimden daha uzaktır. Dolayısı ile Candy Crush bir oyun olarak hayatımıza girmişken, onu bir şekerleme olarak kabul etmemiz zor olamayacak.

Böyle sevilmiş, kabul görmüş, hedef kitleyi baştan yakalamış bir oyunken, aynı isimle piyasaya sürülen gerçek bir şekerleme olarak Candy Crush, pazarı hazır konumda olan bir 'ürün' artık.
Candy Crush, artık anlaşmaları sağlanmış bir şekerleme markası olarak karşımızda olacak.

3 Eylül 2013

Kahve, Kitap Bir de Eylül...

Bir 'Eylül' olgusunun varlığını yine tebessümle anımsadım 2013 Eylülünde. Öyle bir nimet ki, sonbaharın dinginliğini, huzurunu haber eder bir misyonla gelir, insanı kendine getirir sanki. 

   Yılın yorgunluğunu, deniz tatili yerine sakin ve durgun zamanlarda bir kitapla bir kahveyle atanların vazgeçilmez tercihidir Eylül. Çünkü istenen zemini Eylül hazırlar bize. O yüzden yeri, tadı başkadır. Kitabınızın yapraklarında dolaşacak hafif esinti de ondadır, kahvenizi yudumlarken duyacağınız keyif de...

Sonbaharın kurumuş yaprakları ayrılık vurgusu olarak algılanmışsa da başlangıçların güzel örneklerini gizler Eylül sonbaharda. 
Dökülen yaprakların arasına gizlenmiş mütevazi başlangıçlar, yeniden doğmak üzere dalından kopmuş hayatlar, işte tam da bu zamanda, Eylül esintileriyle dolaşır. Eylül kitaplarına, Eylül kahvelerine keyif olur, renk olur. Hani kuru sarılar kuru yeşillerle bilinen Eylül var ya, bizde o en canlı renklerle en mis kokularla en güzel hislerle vardır... Bizde en güzel hislerle vardır Eylül, Eylülün bize kattığı insanlarla birlikte...

26 Mayıs 2013

Ama bunun yeri ayrı !

Halkla ilişkileri ve halkla ilişkiler dendiğinde akla gelen diğer sektörleri konu aldığım yayınlar paylaşmayı hedefleyerek başladım blog oluşturmaya. 
Çok geniş bir yelpaze olduğundan bazı yayınların blog ana fikrinden uzaklaştığını düşünebilirsiniz. Fakat bahsettiğim gibi ele alınan konu, bir çok farklı konuyla ilintili. 
Yayının konusuna gelecek olursam, anlatmak istediğim daha net olacak sanırım.

Bugün diğerlerinden ayrı olan, aramızda duygusal bağ olan fotoğraflarımı paylaşacağım :)
İlgilenenler bilir, bazen bir fotoğraf diğerlerinden çok ayrı olur. Bu diğerlerinden ayrı olan kareleriniz ne kadar çok olursa, fotoğraf sanatına ilginiz de buna paralel artar...
Değinmeden geçemeyeceğim bir konu da,fotoğraf konusunda biraz sancılı bir dönemde oluşumuz. Malum, 'sosyal medyada fotoğraf sizi çağırıyor!' sloganının, sokakta vücut bulmuş hallerine sık rastlıyoruz :) 
İşin ciddiyetine varamamış parmakların fotoğraf deryasına maruz kaldığımız için üzgün olduğumu belirtmeliyim.
Hemen belirteyim, fotoğraf konusunda kesinlikle iddialı değilim! :) Hele bahsettiğim manzaradan sonra ben anlamıyorum deyip susmayı tercih ediyorum! :)

Mevzuya dönersek, fotoğraf, grafik tasarım ve bu başlıklar altındaki diğer görsel çalışmalar, bir halkla ilişkiler uygulayıcısı için sermaye değerinde. Elinden gelmiyorsa dahi, işin ehlini bilmek, seçimi iyi yapmak şart.

Çok sevdiğim Sn.M.Kemal Sevgisunar Hocamın deyimiyle, 'Bir kumaşa dokunduğunda usta terzinin, kumaşın özelliklerini ve kalitesini anladığı gibi; siz de işin kalitesi için seçiminizi yapabilmeli, kaliteyi görebilmelisiniz.' 
Bu farkındalığa varabilme umudu ile... :)


Tanıdık mı geliyor? :)
Evet, blog sayfamın fotoğrafı. 
Bir Sultan Ahmet Hatırası :)







Fotoğraf bahis olmuşken fonda Birsen Tezer'in bu yorumuyla,


Ustanın İstanbul Color albümün keyfi çıkarılmalı! :)


Sevgiler :)

25 Mayıs 2013

Staj değil, eziyet !

Hiç de haksızlık ettiğimi sanmıyorum, meslek öğrenme amacıyla 'zorunlu' hale getirilen staja 'eziyet' diyerek.
Üniversiteye ve bölüme göre değişen staj yönergesinde staj dönemleri; bazen bir, bazen iki, bazen üç yıl boyunca sürebiliyor. Hele kurum konusunda seçici davranılıyorsa o dönemler büyük ölçüde kalıcı izler bırakarak sona eriyor.Ve bu izler hiç de hatırlanası değil!



İşi bilenin yanında gerçekten öğrenmek isteyen için öncelikle kurum bulması çok güç. Çünkü genellikle kurumlar, stajyeri -kaba tabirle- getir/götürcü olarak gördüğünden ne stajı yapan için bir fayda sağlanıyor ne de kurum için...
Öğrenciye itimat duyulmadığından olsa gerek temkinli yaklaşılıyor iş verilirken. Tamam, bunu anlayabilirim. Sonuçta yeni yeni bir şeyler öğrenen ya da yeni öğrenmiş bir çalışana mühim görevler verilmesi ilk etapta mümkün olmayabilir ama yapılan işi stajyerden esirgemek de nesi! Çoğu kez şahit olduğum, bazen de duyduklarımın neticesinde bu kadar net konuşabiliyorum.

Genellikle çaycı, iyi ihtimalle fotokopici görevi alan stajyer, (bölümü fark etmez!) bu tepki karşısında ya stajı kağıt üzerinde yapıp devamlılık göstermiyor ya da yol gözleyen sevdalı gibi gün saymakla meşgul oluyor.


Tabi ki stajı zaman kaybı gören ve bir şeyler öğrenme heveslisi olmayan öğrenci tiplerini yok sayarak söylüyorum. Ki bu konuya girersem stajyerlerin değil, kurumların çaresiz haykırışlarını yazmam gerekecek :)
Son iki yılın bahar dönemlerini staj yeri aramakla geçirdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Ama ancak söylerken 'rahatlık' kelimesi geçerli olabilir, zira bu durumu yaşarken hiç de rahat olamıyorum!
Staj sürem boyunca bir şeyler öğrenebilmek adına kurumlarla, yüz yüze- telefonla ya da diğer iletişim araçlarıyla yaptığım görüşmelerim, ömrümden bir mevsimi aldı desem çok da abartmış olmam. (Az abartmış olabilirim)
Halkla ilişkiler alanında profesyonel çalışmalara başladığımda ilk önce kurum-stajyer arasındaki ilişkiye el atmam gerekecek sanırım, mevzu bu kadar büyüdükten sonra! :)

24 Mayıs 2013

Natural Age! -2 :)

1.5.2013 tarihli yayında genel hatlarıyla bahsettiğim halkla ilişkiler kampanyamız, NATURAL AGE 'in sunumundan sonra yarım kalan kısmına değineceğimi söylemiştim. 

Öncelikle bir not düşmek istiyorum ki, meslek etiğine aykırı tavır sergilemeyelim. 
Seçtiğimiz konu, yani ürün tanıtım kampanyası, halkla ilişkiler uygulamaları sınırından taşıp reklam kampanyası kapsamına girmekte.
Konu seçiminde esnek davrandığımız için ürün tanıtımının eğlenceli olacağını düşünüp bu doğrultuda seçim yaptık.


Evet, sunumumuz yapıldı ve sunuma kadar yeni çalışmalar, görseller tasarlandı.
Belirlenen hedef kitleye hangi yolla erişebileceğimizi düşünüp elimizdeki sonuca paralel iletişim araçları kullandık.
Hedef kitle analizi sonucunda kitleye gazete ilanıyla ulaşmanın mümkün olduğunu gördük ve bir basın ilanı tasarladık,


Kampanyanın görsel ögeleri ürün kutularımız ve cümleleri pekiştirici görseller oldu...



Broşür tasarımlarına özen göstererek marka kimliğini yansıtan, N&A ürünlerinin diğer bakım ürünlerinden farkını ortaya çıkaran noktalara yoğunlaştık...



İki ayrı broşürümüzün iç kısımları...


Vasıfsız bakım ürünleri markalarının hedef kitleye verdiği güvensizliğin önüne geçebilmek, ön yargıyı ortadan kaldırabilmek adına, broşürlerde özellikle sertifika ve onaylara yer vererek seçkin ürün profili oluşturuldu.

Hedef kitlenin yoğun katılımının sağlanacağı tanıtım günleri organizasyonu için uygulama takvimleri,uygulama şemaları üzerinde çalıştık.

Tamamen amatör çalışmalarımıza birini daha ekleyip tanıtım filmimiz eksik olmasın diyerek,bir de film çalışması yaptık :)



video


Etkinlik stratejilerimiz ve iletişim stratejilerimiz göz önünde bulundurularak görüşmeler yapılıp bütçe 316.600 TL olarak belirlendi.
Bütçenin de belirlenmesiyle kampanyamız sonuçlandı ve bu durum, sona yaklaştığımızın resmi oldu. 
Mezuniyetimize bir aydan az kalmışken emeklerini ödeyemeyeceğim hocalarıma,

Kampanya çalışmalarımızı birlikte yürüttüğüm grup arkadaşlarım Habibe AYDIN ve Yücel UYANIK'a 
teşekkürlerimle... :)
Pırasa değil! 
PR asa ! ;)


5 Mayıs 2013

Sosyal Sorumluluk PRojeleri Can'dır!


Halkla ilişkilerde yine önemli bir konu, sosyal sorumluluk projeleri...

Halkla ilişkiler, kurumla kitlelerin,kitlelerle kurumların ilişkilerinin iyi olması, karşılıklı farkındalığın sağlanması, gerek ekonomik gerek sosyal sebeplerle iyi ilişkide bulunulması adına yürütülen faaliyetleri kapsıyor.

Kuruluşlarda halkla ilişkiler, işletme ile hedef kitlenin birbirlerini dinleyip 
anlamaları ve beklentilerine cevap verme ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bu noktada karşılıklı ilişki yönetiminin verimliliği, sosyal sorumluluk bilinciyle sağlanıyor. 
Kurum kaynaklarının kurum-kitle yararına olabilecek şekilde düzenlenmesi, toplum zararına olacak adımlardan kaçınılması durumlarıyla da ifade edilebilen sosyal sorumluluk, karşılıklı yarar sağlaması sebebiyle kurumların sıkça baş vurduğu halkla ilişkiler uygulamalarıdır.

Halkla ilişkiler çalışmaları sonucunda kitleler, kurumların
hizmetlerinin ve kendilerine sağlayacaklarının farkına varacak; kurumların
sağladığı mal ve hizmetlerini ya da hisse senetlerini satın alarak onları 
destekleyecektir. 
Bu konuya örnek olarak gösterilebilecek projelerin 'in' lerinden , Doğan Holding'in BABA BENİ OKULA GÖNDER! Projesi...


Ayrıntılı bilgi edinebilmek için;

Proje konusu itibarı ile çok ilgi görmüş olmasının yanında görselleri ve reklam kampanyalarıyla da oldukça etki yarattı...




Projede görsellerin yanı sıra kısa ve net mesaj içerikli reklam filmlerinde ünlüleri kullanarak büyük başarıya ulaşıldı...


video





1 Mayıs 2013

Natural Age! :)

   Hiç onaylamadığım bir şeyi yaptım ve blog yayınlarını yavaşlattım. 
Vizeler, projeler, kampanyalar derken ve bir de araya kısa bir tatil girmişken maalesef ki yeni paylaşımda bulunamadım. 
Tabi tarayıcımda sık sık şahit olduğum,  'Sunucuya ulaşılamadı, hiçbir veri yok,internet gelmemekte kararlı vb.' durumlar da en birinci sebeplerden...

Neyse ki sınavları atlattık, sırada ikisi kampanya olmak üzere dört sunum olsa da, azı gitti çoğu kaldı diyelim :)
Halkla ilişkiler kampanyaları dersi kapsamında uygulamaya geçtiğimiz kampanyamızdan söz etmek istiyorum bu yayında.
Malum, teoride kalmayan bir ders. Bu yüzden de pratiğe geçiş aşamasında tecrübesiz olmamak adına hocalarımız tarafından ödevlendirildik ve halkla ilişkiler kampanyalarımızı başlatmak üzere çalışmalarımıza hız verdik.
Öncelikle halkla ilişkiler kampanyalarının gidişatının nasıl olduğu konusunda fikir edinmek adına kampanya sürecini özet geçmek istiyorum.

Araştırma
Planlama
Uygulama
Değerlendirme

Şeklinde başlıklandırılabilen aşamalar, kendi içlerinde de başlıklara ayrılıyor. Bu aşamalara sadık kalındığı sürece yaratıcılığın beraberinde farklı bakış açıları geliştirilerek kampanyalardan olumlu sonuçlar alınıyor.

Halkla ilişkiler kampanyaları dersinin bir bölümünü teorik olarak tamamladıktan sonra gördüklerimizi uygulama aşamasına varabildik. İletişim sektörü bazında yayın yapan internet sitelerinden ya da dergilerden gördüğümüz örneklerle zenginleştirmeye çalıştığımız kampanyamız, sunuma hazırlanıyor...

Sorun olarak ele aldığımız konu, insan sağlığını büyük tehlikeyle karşı karşıya bırakan kimyasal içerikli bakım(!) ürünlerine karşı geliştirilen bir marka tanıtımı.
O bir marka! :)
'NATURAL AGE' Doğal Bakım Ürünleri

Öncelikle sorunu net bir şekilde açıklayarak çözüme varmamızı kolaylaştırdık. Beraberinde çözüme varmak adına engin araştırmalar, görüşmeler yaptık. Kim olduğumuzu, kimlere hitap ettiğimizi belirleyerek mesajlarımızı netleştirdik ve belirlediğimiz kitlenin görüşlerini analiz için anket çalışmaları düzenledik.


Görsel çalışmalarda ilk önce NATURAL AGE bakım ürünleri 
tanıtım kampanyasını yürüten ajansımızın kimliğini oluşturduk.






Ajans kimliğinden sonra oluşturduğumuz marka kimliğimizle paralel renklerimizi belirledik. Etkinlik stratejilerimizi, duyurmak adına billboard afişleri ve broşürler düzenledik...




























Marka tanıtımı için sosyal ağlardan faydalanarak ürün tanıtımının yapıldığı,ürünler hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşılabilen, yeniliklerden haberdar olunabilecek bir ortam oluşturduk.

 Uygulama ve değerlendirme aşamaları konusunda yazabilmem için, kampanya sürecimizin sonlanması gerekecek :) 
Bu yüzden biraz zamana ihtiyacımız var...

26 Mart 2013

Reklamın İyisi - Kötüsü :)

   Uzun zamandır aklımda olan 'akılda kalan' reklamlar konusunda bir yazı yazmayı istememe rağmen, çalışmamı hala tamamlayamadım. Bu akşam yine! reklamları izlerken, bağlantılardan bir kaçını paylaşmak istedim :) Yorumu yine takip edenlere kalmış, ama bu reklamların ikisi de uzun zamandır aklımda kalanlardan :) 
   İlki, Ege Bal reklamı.Reklam hazırlanırken yaratıcı çalışma safhasında bolca ter döküldüğünü görmekteyiz. 
   Sıradaki paylaşımı sevgili Deniz Hocama armağan ediyorum :)))


http://youtu.be/-qvNcwo4goA


   Yaratıcı ekibin ter döktüğü reklam çalışmasının ardından bir başka 'akılda kalan' başlığı altında olan bir çalışma daha paylaşmak istiyorum.
   Bu çalışmada ter döken ise bir fare. Evet ! :)
   Reklamdaki güzide hayvancıktan fazlaca tiksinmeme, hatta gördüğümde ilginç reaksiyonlar gösteriyor olmama rağmen, bir adaptasyon süreci geçirdim ve şimdilerde biraz daha barışık durumdayız. Bu duruma katkılarından ötürü, reklamda emeği geçenlere teşekkürü bir borç bilirim :) Sevgiler...

http://youtu.be/6EItv5miy5E    

(Teknik bir arızadan dolayı video yükleyemiyorum, kısa zamanda hallolacağı ümidiyle hoşça kalın :))

23 Mart 2013

Yarayan Kana!

  Varoluşumuzdan bu yana hiç değişmeyen durumlardan biri de malumunuz, kendini ifade etme arzusu. İletişim kurmak verimlilik derecesine göre değişiyor olsa da, hepimizin yaptığı bir şey. Hatta iletişim kurmayacağım! desek de engelleyemediğimiz bir şey. Çünkü bu karar, insanın kendisiyle iletişimine somut bir örnektir.(Neden böyle bir örneğe yer verdiğimi ben de bilmiyorum) 

  Kendini ifade etme durumu, kişinin kendine has üslubu, mimikleri, tavrı ve ses tonuyla yoğrulduğunda farklılık gösteriyor.Bu sebeple kendini iyi ifade edebilen insanlara ifade yeteneğine sahip diyoruz. Çünkü doğru zamanda doğru şeyler söyleyebilmek bizi istediğimiz yere getirir ve bu, bir akıl işidir dolayısı ile bir yetenektir.
  Her birey için mutlak önem taşıyan kendini ifade etme yeteneği, tabi ki sosyal bilimlerde daha ön planda. İşimiz rakamlarla istatistiklerle olsa dahi ifade yeteneğine ihtiyaç duyarken, işimiz sözcüklerle iken nasıl olur da bunu yok sayarız? Olmaz! Sayamayız! :)
  Diksiyonun önemini vurgulayan çok sevdiğim karikatürlerden biri :) Türkçe, ağzı bol olan bir dil, bu yüzden karikatürdeki sıkça karşılaştığımız bir durum :)
  İşin diğer boyutuna da kısaca değinmek istiyorum ki bu boyut kanayan bir yara! 
  Yazım hataları...
Halkla ilişkiler uygulayıcısının organizasyonuna göre kullanmayı seçtiği medya ilişkileri yöntemlerinde her daim iç içe olduğu; davet mektupları,basın bültenleri,raporlar,basın kitleri ve daha bir çok iletişim yöntemi ciddi bir yazım bilgisi gerektiriyor. Kurum adına yazdığınız ya da kendi adınıza yazdığınız herhangi bir metin,  ilişkili olduğunuz kurumlar ya da kişilerin görüşü bir yana, imajınızın rotasını beliriyor olduğundan büyük önem arz ediyor. 

   Amacımız farkındalık yaratmak, ikna etmek, bilinç yaratmak, yön vermek iken; dilimize yön veremiyor olmak gerçekten büyük bir eksiklik. Konuşma yaparken bir kelimeyi yanlış telaffuz eden biri, kuşkusuz o yanlış ifadesiyle akılda kalır. Ve bu, mesleğinin ortasında iletişim olan (dolayısı ile imla kuralları, yazım kuralları,dil bilgisi,edebiyat olan) bireyler için hiç de ufak bir sorun değil...
Yazımdan söz etmişken harflerle simgelediğim 'Halkla İlişkiler' çizimimi de paylaşmak istedim, yorum sizin :)

20 Mart 2013

Halkla İlişkiler Algısı

  Halkla ilişkilerin daha çok 'PR' ifadesiyle biliniyor olmasından da anlaşılacağı gibi Türkiye'de bilinmiyorsa dahi yorumlanan ve -gelişmekte olan- meslekler kapsamında. Bölümde sürekli yabancı olduğumuz kavramlarla karşılaşmamız da bu yüzden. Tamam, akademik anlamda eğitim alarak ya da ilgi duyarak ya da bir şekilde karşılaşmış olma ihtimaliyle halkla ilişkiler konusunda fikir sahibi olanımız var, ama kabul etmeliyiz ki genel algıdaki çeşitlilik oldukça fazla:) 'Sen ne olacaksın bakiiim?' sorularına ve hatta bunların yanıtlarına hiç girmiyorum. 


 Kesin ve tam bir tanıma ulaşılamamış olması da büyük bir etken tabi. Ama zaten sosyal bilimler kapsamındaki tanımların sayısal bilimler tanımları gibi olmasını beklemek büyük haksızlık. Konuyu tanımsız geçmemek adına yayınlarını takip ettiğim, http://www.halklailiskiler.com.tr/ sayfasından bir alıntı yapmak istiyorum.

''Halkla ilişkiler, bir yönetim fonksiyonudur.
  Halkla ilişkiler, kurumun ya da kişilerin itibar yönetimidir.  Halkla ilişkiler, kurumların, markaların ve kişilerin aynasıdır. Aynaya yansıyanlar ise halkla ilişkilerin sonucudur.  Halkla ilişkiler, iletişim sürecidir,  bütünsellik taşır.   Halkla ilişkiler,  dün, bugün ve gelecek üzerine kuruludur. Bu nedenle bugünü kurtarma amaçlı değildir, süreklilik       gerektirir.  Halkla ilişkiler, müşteri ilişkileri değildir.  Halkla ilişkiler, sadece basınla ilişkiler değildir.  Halkla ilişkiler, “danışma masası” değildir.  Halkla ilişkiler, “şikayetler/öneriler” niteliğindeki bir posta kutusu değildir.  Halkla ilişkiler, şirketlerin “idari işleri” değildir.  Dilek Eker  Basın ve Halkla İliş.Yön.''
Halkla ilişkiler konusunda Sn.Dilek Eker'in bu tanımı beni doyurmuştu :)
Farklı algılardan söz etmek istedim çünkü bugün bir devlet hastanesinde idim. Halkla ilişkiler konusunda fikir sahibi olanlar, hastanelerdeki fiyaskonun da farkındadır. Hastanelerdeki uygulamalarla halkla ilişkileri tanıyan bir kişinin, mesleği dilek-şikayet kutusu olarak görmemesine tek bir neden var mı?
Küçük çaplı otellerde de benzer bir manzarayla karşılaşıyoruz. Otelin 'danışma' için ayrılan bölümlerine 'Halkla İlişkiler' yazdırma gibi bir moda akımı oluştu ya da oluşturuldu. Hastanelerdeki sisteme benzer soru şimdi de gündeme geliyor, bahsi geçen otellerdeki uygulamalarla halkla ilişkileri tanıyan bir kişinin,mesleği 'danışma' başlığına oturtmaması için bir neden var mı? 
Örnekleri çoğaltmak maalesef ki mümkün.
Halkla ilişkiler dersinde karşılaştığım bir cümle halkla ilişkiler tanımını somutlaştırmada çok faydalı oldu. Halkla ilişkiler, kurumla kurumun hedef kitlesi arasında köprü görevi görür. Yani kurumu kitlesine,kitleyi kuruma ulaştırır. 
Konuyla alakalı şimdilik özet geçtiğim bu yayının devamı gelecek.Başta söylediğim gibi, söyleyecek şeylerin çokluğu işte tam da bu yüzden ! :)



19 Mart 2013

Cıss !

 Uzun zamandır gündemde olan grip ve soğuk algınlığı tedavisinde kullanılan 'Theraflu-Forte' isimli ilacın piyasadan toplatılma konusu, dayatmayla önüme sürülüyormuşçasına  bir değil üç değil beş değil daha fazla haber yayınında ve son olarak bugün tekrar internet haberlerinde karşıma çıkınca; kenarda köşede kalmış taslak halindeki yazımı gündeme getirmek istedim :)
Mevzuya vakıf olmamız isteniyor, aksine tahammül edilemiyor gibi sanki. Gerçekten ilginç :)
 Amaca ulaşıldığının sinyalini vermek üzere iki açıdan yorumlayalım istiyorum.
 Piyasada bir ilaç var (aslında piyasada olmaması gereken) ve bu ilacın kullanıcıları (mevzuya ilgili olanlar tabi) bakanlığa duyulan itimat doğrultusunda belki de takdirle karşılayarak ürüne ulaşabilmekte. Evet ürün çünkü insan sağlığı gözetilmeksizin piyasaya sürülmüş bir şey hizmet olamaz kanaatimce. 

 İlaç takip sistemi diye bir şey çıktı ve varlığı Türk varlığına armağan edildi. Amman ne hoş :) 'Kapı gibi sistemimiz var!' denildi, yüreklere su serpildi. Sonucunda piyasaya sürülüp sonradan toplatılan ilaçlar kervanına katılan Theraflu da bu şerefe nail oldu. Bu ilaç cıs! dendi. 
 Cıs ilaçlar devasa takip sisteminin süzgecinden nasıl geçti ki?

 Diğer taraftan telaşlı kitle ayrı bir mevzu. Konuya ilişkin farklı yorumlar farklı algılar var. Büyük açık yakalamışçasına gergin olanı da, bakanlık onayı konusunda şaşkınlığa uğrayanı da bir noktada hemfikir...Cıs kapsamında başka neler mevcut?:)


14 Mart 2013

Kalbe giden yol, etkin iletişimden geçer...

 Evet efendim, mide değil; özellikle mevzu bahis sunum olduğunda kalbe giden yol, etkili olan iletişimden geçer... 
 Sunum nedir? 
 Neden yapılır? 
 Varılmak istenen noktaya adımlar nasıl atılırsa etkili olunur? 
Sorularına yanıt arayalım istiyorum.

 Başa geldi ve gördük ki, sanıldığı gibi kolay bir iş değilmiş bu. Halkla ilişkiler ve tanıtım programı öğrencisi olmanın ötesinde, kendini ifade edebilen bireylerin yetişmesi açısından baktığımızda sunum, kurtarıcı faaliyet.
 Sunum, bir amaç doğrultusunda bilgilendirme yapmak için planlanmış anlatımlardır. Anlatılanlardan çok, sunum yapanın iletişimi dinleyiciyi etkiler ve sunum, bu doğrultuda başarı getirir. Sunum, kaçarak değil, üstüne giderek rahat edebileceğimiz bir durum. Zaten bu hazzı yaşadıktan sonra kürsüden inesi gelmiyor insanın :) 

Şimdi malzemeleri sayalım :
  • Düzgün bir kıyafetiniz ve uygun bir diliniz varsa, 
  • Dinleyici hakkında ön bilgiye sahipseniz,
  • Planlanmış,görsel zenginliği olan bir metniniz varsa ve metninize hakimseniz,
  • Hazırladığınız metni zenginleştirecek araçlarınız varsa ve bu araçların hazırlığı tam ise,
  • Provalarda takıldığınız yerleri bellemiş, sorunu gidermiş iseniz,
  • Olası bir aksaklık durumunda uygulayabileceğiniz bir 'B Planı' varsa,
  • Ses sistemi, görseller, ışıklandırma gibi teknik donanım hizmetinizde ise,
  • Sunumu yapacağınız ortama uyum sağlamak adına hazırlıklarınızı yapmışsanız,
  • Heyecan durumunda sizi rahatlatabilecek, meleğiniz ön sıralarda yerini almışsa, rahat bir nefes alabilirsiniz :) 



 Hepimiz kardeşiz türküsü sunum boyunca kulağınızda çınlasın, yabancı yok. Rahatız :)
 Dinleyici hakkında ön bilgiye sahip olmak,tabiri caiz ise, işi götürecektir :) Karşımızdakinin kim olduğunu bildiğimizde, neyi nasıl söylememiz gerektiğini daha iyi tasarlarız. 'Feedback' dediğimiz geri bildirim olgusu da bu noktada yön bulacaktır. Çünkü, dinleyicinin konuya ilgisi, tepkisi, düşüncesi sunumu yapan tarafından ancak tanıma noktasında netleşecek ve sözler, bu çerçevede yoğrularak sunulacaktır.

 Bir kaç gün önce katıldığım bir söyleşide sunumu yapan kişinin üslubu beni ve arkadaşımı ciddi derecede rahatsız ettiğinden, söyleşinin sonlarına erişme şerefine nail olamadık. 
 Üzgün müyüz? 
 Hayır! 
Sunumu yapan kişi, üslubu daha mütevazı biri olup daha az şey anlatsaydı eminim memnun ayrılırdık. Buradan anlıyoruz ki sunumda, sunumu yapan kişinin üslubu ve yansıttığı imajın yanında anlattıkları arka planda kalıyor.
 Sunumda rahat olmak ya da olmaya çalışmak en lazım gelenlerden olsa da, üç ya da üç bin kişi,bir kitleye hitap ediyor olmak mühim bir konu. Çalışma hayatımızda lazım olmayacaksa dahi,(ki bir halkla ilişkiler uygulayıcısı olacaksanız bu mümkün değil) kendimizi ifade noktasında bu tekniklere hakim olmamız lehimize. 

 Hayat sahnenizde başarılı sunumlara imza atmanız dileğiyle :)

12 Mart 2013

İnce tespitler...

 Muziplik yapmadan edemediğim dönemlerim olur benim. Küçük yaşlarda büyüklere şirinlik yapıp istediğini yaptırma alışkanlığımdan kalmış olsa gerek :) Yine öyle bir dönemde yazdığım 'Deliler!' başlıklı yazıdan bölümler paylaşmak istiyorum bugün :)

 Düşünüyorum da...
Azaldık sanki he ? Nerede o eski deliler! (ramazanlar misali) :)
Sorularım çok, yanıtlarım onlardan daha çok ve seçenekli, ama bugünkü mevzum sadece sorular...

-> Yoldaki taşa şöyle bir gelişine vuruşunda alarm çaldığını hayal eden midir akıllı,yoksa o taşı fark etmeyen,varlığından haberdar dahi olmadan,eğlencesini bulamadan,onu bekleyen masasında yada başka bir yerde suratını asmaya giden mi?

->Sorunun yanıtını optiğe işaretlerken bulunduğu durumun ciddiyetinin bilinciyle bile, verdiği yanıttan şüphe duyarak,optiğin pişkin pişkin bakışlarla onla alay edeceğini düşünen midir görebilen,yoksa beş seçenekten hangisinin doğru olduğunu bilip, kurulu saat misali optiğin duygularını yok sayıp! haneyi karalayan mı?

->Etrafındakilerin canını alırcasına,ter döktürürcesine enerji patlamasını açığa döken midir çocuk olan? Yoksa,bir kaç cicili bicili hediyeden ibaret doğum gününden sonra çocuk musunlar ile tanışacağını ve atık her şey için çok geç olacağını bilemeyen ufaklar mı?

->Karşısındaki boş bakışlara hakaret etse, kelimelerine yazık olacak kişi midir kayıptaki? Yoksa, zaten farkında olmadığı yaşam mantığını,çözme çabası gütmek için bir fikri dahi olmayan mı?

  Görünüşte insana benzeyen fakat, geldiği yer belirsiz, insan hayatına adapte safhasındaki yaratıkların varlığına şahit olduğunda, mevcudiyetinin, bütün yaşamının bir kamera şakasından ibaret olduğunu düşünen bir ben değilim!

  Sizin oyununuza uymayanı, can sıkanı, şöyle derince bir yere gömüp, yüzeyde kalan kafasında sürrealist çalışmalarınızı gerçekleştirmeyi düşünmediniz mi hiç?
  
  Azaldık, ama tükenmedik;biliyorum... :)


10 Mart 2013

'Yok Artık!' Projeleri...

  Gün geçmiyor ki, Coca-Cola Company hedef kitleyi başarılı bir şekilde etkileyen reklamlarına bir yenisini daha eklemesin! 
Hepimizin belleğinde yer etmiş bir ya da bir kaç Coca-Cola / Fanta reklamı mutlaka vardır.
Aksi mümkün olmuyor zaten, çünkü kampanyaların biri bitmeden diğeri başlıyor. Türkiye'de yayınlanan reklamlarda Türk kültürünün çok iyi gözlemlendiğini, reklamlarda hedef kitlenin istediğini görmesinden anlıyoruz. McCann Erickson reklam ajansının 'BİMİLYONNEDEN' kampanyası da bunlardan biri... 

Aslında bana bu yazıyı yazdıran, Fanta' nın yenilebilir ilanları :) Çok ilginç değil mi? Mediacat'in internet sitesinde gördüğüm kampanyayı oldukça sıra dışı buldum.


Bir OgilvyOne çalışmasıymış bu kampanya.
'Yok Artık!' Projeleri başlığı altında ilginç bulduğum, beğendiğim reklamları görebiliyor olacaksınız. Başlıklar gün geçtikçe artacak gibi :)

9 Mart 2013

Grup psikolojisi izlenimleri

 Lisede alan tercihi yaparken üçe beşe bölünmüş,karmaşık bir tercih dönemi geçirmiştim. Tabi ki karar için belirlenmiş son tarih vardı ve bu tarih sayesinde (belki de yüzünden) sosyal bilimler alanına kaydolmaya karar vermiştim. İlgi duyduğum dersler doğrultusunda hareket etmiştim. İlgi duymak demişken,dersin muhtevasından öte hocanın üslubu ve teknikleriydi benim ilgimin yoğunlaşmasına sebep. Felsefe ve tabi ki psikoloji. Kitap seçimi yaparken hep elimin gittiği alanlardır.

Üniversite tercihinin benim için anlam kazandığı yıllarda Karadeniz Teknik Üniversitesi' nin rehberlik ve psikolojik danışmanlık bölümünün taban puanıyla göz göze geldiğim ana kadar psikolojiyle alakalı akademik eğitim alma hevesinde idim. Evet hevesti, çünkü millet olarak matematiğe yatkın olduğumuzu düşünmeme rağmen matematikte hep eksik kalan bir yanım oldu. Erken pes etmeme sebep olan şeyler de var tabi...
Sırf bu konu üzerine ufak sayılmayacak ölçüde bir öykü kitabı yazabilecek olduğumdan sadece 'sistemin cilvesi' deyip asıl konuya yönelmek istiyorum.

Halkla ilişkiler ve tanıtım programında ilk yıl 'davranış bilimleri' dersi aldım. Aynı dönemde okuduğum kitap, 'Nietzsche  Ağladığında' idi; psikoloji kelimesini duyduğumda refleksi andıran bir tepkiyle kulak kesiliyordum. Bildiğimden değil, merak ettiğimden.

(Bir konuya varmak için giriş niyetiyle yazdığım onca şeyi görünce gevezeliği de psikolojik bir olguya dayandırıp yazıyı kurtarmak istiyorum :) )

Sosyal psikoloji ele alınıyordu kullandığımız kaynakta. Benim en çok dikkatimi çeken ve izlenimlerimle örtüşen bölüm, grup yapısı ve dinamiği bölümüydü. Ayrıntılarla daha fazla uzatmak istemiyorum.Merak edenler için:  http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=38747
Kitapta bireyin sosyal varlık oluşuna dayandırılan sebeplerle yaşamımızın önemli bir kısmını geçirdiğimiz aile,arkadaş,çalışma grubu gibi toplulukların birey yaşantısında önemli yer tuttuğu kaydediliyor.
Kitaptakileri naklederek değil, izlenimlerimi paylaşarak devam etmek istiyorum. Gruplardan ve bireylerin bir gruba dahil olma ihtiyacından söz ederken, kişinin ömür boyunca çevresi tarafından anlamlandırılma isteği aklıma geldi...


İhtiyacın ötesinde bir şey bu. Konuşmalarımız, alışkanlıklarımız, reaksiyonlarımız, duruşumuzla bizi biz yapan şeyleri ifade etmek isteriz. Bu durum sadece sözel ifadelerde kalmadığından grup psikolojisi denen olgu, bireyin tepkilerinin farklılaşmasına sebep oluyor. Yalnızken karşılaştığımız bir durum çok da umrumuzda olmayacakken, grup içinde diğerlerine kabul ettirmemiz gereken şeyler olduğu düşüncesiyle farklı davranırız. Bu hiç dürüstçe değil elbette ama yaradılışımızın özünde böyle bir sistem olmasaydı ne olurdu düşünemiyorum bile...
İnsan ne kadar objektif değil mi ?! :)

Photoshop'ta her şey mümkün!

 Halkla ilişkilerde uygulamaların etkinliğinin büyük ölçüde geliştirilen stratejilere, sistemli planlara bağlı olduğunu konuyla ilişkili olanlar mutlaka bilirler.

 Uygulamalarda izlenen yolun renklenmesini sağlayan iletişim araçları, hedef kitlenin farkındalığını kazanmak adına büyük fırsat. Yapılan etkinliklerin ilanı başarısızsa amaca ulaşılabilirlikten söz etmemiz biraz anlamsız kalıyor. İşte tam da bu noktada hayatımıza afişler, billboardlar, broşürler, slaytlar, raporlar, bültenler ve daha niceleriyle birlikte; photoshoplar, programlar da programlar giriyor. Kaçınılmaz bir zaruretten ziyade bu programlar (ya da mecra) hızla geliştiğinden, takibi zor olsa da paragrafın başında da söylediğim gibi izlenen yolun renklenmesine yardımcı yöntemler. Programların bazılarında dil seçimi özelliğinin oluşu ve anlaşılır sistemlerin varlığıyla kolaylık sağlanıyor. Hatta bu kolaylık öyle bir sağlanıyor ki, yurdum insanı bizim mesleğe katkı açısından gösteremediğimiz yaratıcılığı gösteriyor :)


 Copy-paste yöntemiyle sunduğu görsel,bir kay-kay olsa da,gözlerini kapatarak skate boardu iliklerine kadar yaşıyor yaratıcı arkadaşımız :) :)

 Aslında bu konuya değinmemin sebebi de benzer bir durum. İnternette gezinen siyah aslan fotoğrafını görmüşsünüzdür. Bilim adamlarının yorum yapma ihtiyacı duymalarına sebep olmuş bir aslandır kendisi. Biyolojik olarak mümkün değilmiş aslanın siyah olması...

 Photoshop'ta her şey mümkün! :)

8 Mart 2013

Ben Yapmadım ! :)

    


   İtirafla başlayayım,blog oluşturma fikri edindikten ve blogları araştırmaya başladıktan sonra beni ciddi anlamda geren şey,ilk yazı :) Girizgah yerini bulsun deyip başlayalım,

   Hoşgeldiniz ! :)

   Ben yapmadım,hocalarım yaptı ! Gerçekten...
Sanırım öğrencinin bir şeyler yapması hususunda bulunulan telkin, eğitimcilerin ortak bir faaliyeti.
Zaten düşündüklerini paylaşmayı seven bir insanım. Tamam bir itiraf daha,belki de gevezeyim.(ama belki,hala şüphelerim var.) İletişim kurmayı,öğrenmeyi severim. Ama duruşuyla öğreten, mesaj veren insanlardan öğrenmeyi, pek severim. Ama bu mevzu başka!
   
   Altıncı sınıftan bu yana, derslerinden çıktığımda söylemem gerekenleri arttıran hocalarım iki elin parmağına yakın. Takdir edersiniz ki bu hiç de kötü bir rakam değil. Sosyal bilimler alanından mezun olmamın da etkisi büyük tabi bu hocaları kazanmamda. Demem o ki, bu yazma merakımı ben yapmadım,hocalarım yaptı ! 
   İlkokulda şiir yarışmalarıyla tanışmış, 'yirmüüş nisancılık'  tanımımla yazım hayatıma başlamışım. Başlamışım çünkü, bu sürecin bilincine vardığımı sanmıyorum :) 

   Anlatmak istediğim çok şey var. Tabi ki devam eden derslerimin de katkısıyla daha çok iletişime, halkla ilişkilere yönelecek sözlerim. Anlayabildiğim, yorumlayabildiğim kadarıyla paylaşmaktan mutluluk duyacağım. Tek başıma konuşmak olmaz tabi, takibinizi umuyorum :)